| |
|
|
|
Venezuela Praksisi
Haluk Geray
Birgün Gazetesi, 8/6/2006
Yabancı haber ajanslarına bağımlı Türkiye medyasında Latin Amerika'yla ilgili haberler, bu ülkelerde olan bitenle ilgili yeterli bilgileri okurlarına ulaştıramıyor. Birgün gibi bağımsız basın kuruluşları da parasal sorunları nedeniyle aradaki boşluğu dolduramıyor. Bu konuda derli toplu bilgiye sahip olabilmek için Praksis dergisinin son sayısını beklemek gerekiyormuş. Bence Türkiye'de hakemli bilimsel dergiler arasında kalite düzeyi açısından en önde gelenlerinden biri Praksis... Üç ayda bir yayımlanan derginin "Latin Amerika Dersleri: Neoliberalizm, Krizler ve Toplumsal Mücadele" başlıklı sayısı oldukça kaliteli makaleler içeriyor. Dergi yaklaşık 400 sayfa.
Latin Amerika dosyasının açılış yazısı Çiğdem Çidamlı tarafından yazılmış. Latin Amerika'da görülen ve sol yükselişe damgasını vuran yeni toplumsal emek hareketlerinin politik dinamikleri yazının ana sorunsalını oluşturuyor. Çidamlı, 1980'h yılların sonundaki kitlesel yağmalar veya kimlik siyaseti gibi "sınıftan kaçış" tezlerini doğrular gibi gözüken hareketlerin neoliberalizmin işçi sınıfı, küçük köylülük ve yerli komün toplulukları üzerindeki yıkıcı etkisine karşı gelişen ilk sınıfsal tepkileri olduklarını vurguluyor. Yeni toplumsal emek hareketiyse 1990'ların ilk yarısında "doğrudan eylem" stratejisiyle belirli kazanımlar elde etmeye ve yasal sol partilerle ittifak arayışlarına girmeye başlıyor. Yeni toplumsal emek hareketlerinin seçim desteğini arkasına alan sol partilerin, kısa zamanda yeni uluslararası sosyal demokrasi kurma çabalarına dönüştüğünü yazan Çidamlı, bu durumun temel nedeninin, bu hareketlerin neoliberalizm karşıtı isteklerinin yasal sol partilerin iktidara geldikten sonra uzlaşmak zorunda kaldıkları uluslararası düzen arasındaki çelişki olduğuna dikkat çekiyor. Çidamlı'ya göre, "sorunun çözümü" hem sosyal demokrasi hem de postmodern "siyasetten kaçış" kuramlarıyla hesaplaşmaktan geçiyor. • • • Uluslararası basın kuruluşlarının neredeyse bir "asi" gibi sundukları ve sadece ABD Başkanı George Bush'u azarlayan sözlerini yayınladıkları Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'le ilgili Praksis'teki üç yazıysa bu ülkeyi derinlemesine çözümlemeye çalışıyor. Greg Albo'nun Türkiye'deki okurlar için Praksis'e yazdığı yazıda solda geniş bir kesimin "kestirme" değerlendirmeler içinde olduğuna dikkat çekiliyor. Bu eleştiriler, Chavez'i "sosyal demokrat" olmakla suçlamaktan "kontrollü kapitalizmde modernleşme" istemesine kadar uzanıyor. Albo'ya göre bu eleştirilerle ilgili temel sorun, Venezüela'da yaşanan gelişmelerde daha önceki devrimci süreçlerin geleneksel çizgisini bulmaya çalışmaları. Oysa, Chavez'in projesinin sol için öneminin neoliberalizm ve küreselleşme sürecinin yıkımlarına karşı "ne olmak istemediğimiz" sorusunu sormakla yetinmeyip "ne olmak istediğimiz" sorusunu gündeme getirmesinden kaynaklanıyor. Albo bu çerçevede Chavez'in uyguladığı bazı yöntemleri derinlemesine sergiliyor.
Fuat Ercan, Venezüela'yı, geçtiğimiz nisan ayında bu ülkeye yaptığı gezi çerçevesinde incelemeye çalışıyor. Ercan'ın Venezüela'daki uygulamalara yönelik sorgulamasının temelinde, Chavez'in kullandığı politik dilde görülmüş olan "bağımlılık okulu" iktisadının dış dinamiklere yaptığı vurgu geliyor. Bu nedenle de bu tür hareketlerin anti-kapitalist hareketlere dönüşmesinin önünde engel oluşturuyor. Ercan, bu süreçte ortaya çıkan işyerlerinde birlikte yönetim deneyiminin önemli bir uygulama olduğunu da vurguluyor.
Venezüela'yla ilgili üçüncü yazının konusuysa, Ercan'ın dikkat çektiği birlikte yönetim deneyimi. Venezüela'nın başkenti Karakas'ta bağımsız gazeteci olarak çalışan Jonah Gindin, yazısında işçi hareketinin Chavez yanlıları ve Chavez karşıtları olarak ikiye bölündüğüne değiniyor. Venezuela İşçi Konfederasyo- nu'ndan (CTV) ayrılan Chavez yanlısı sendikaların kurduğu Ulusal İşçi Birliği (UNT), Chavez'in yerli "Venezuela malı" sloganında somutlaşan içe dönük kalkınma stratejisinin bir parçası olarak işyerlerinde birlikte yönetime dayanan yeni bir sendikacılık anlayışı geliştiriyor. Gindin, bu süreçte birlikte yönetime ilişkin üç farklı modelin ortaya çıktığını belirtiyor ve bunları okuyuculara aktarıyor.
Derginin bu özel sayısında sadece Venezuela yer almıyor. Çeşitli araştırmacıların başka ülkelere yönelik çözümlemeleri de var. Latin Amerika'da günümüzde yaşanmakta olan süreçleri ve bu süreçlerin başka ülkeleri etkileyebilecek yönlerini öğrenmek isteyenlere Praksis'ı edinmelerini öneririm.
* * *
Çağdaş Marksizm
Hayri Kozanoğlu
Birgün Gazetesi, 28/8/2005
Arada günlük tartışmaların dışına çıkmak, daha doğrusu ötesine geçmekte yarar var. Bu aralar biraz rehavete kapılmış görüntüsü veren “küresel adalet” hareketinin antikapitalist bir yönelime sahip olduğu pekala söylenebilir. Bu hareketin çoğu aktivistinin kapitalizmi alaşağı edip, yerine başka bir düzen getirmeye kararlı olduğu anlamına gelmez elbet. Hala sosyalizmin inandırıcı bir seçenek şeklinde kapitalizmin karşısına dikileceği günlerin uzağında olabiliriz. Ama salt ekolojik kaygıların, tek başına üçüncü dünyanın borçlarına muhalefetin veya kadına yönelik şiddete tepkinin ötesinde yeryüzünde önümüze çıkan adaletsizlikler, haksızlı klar, açmazlıklar arasında bir bağlantı bulunduğu fikri geniş kitleler nezdinde yaygın bir kanaat haline geliyor. Bu iyimser ruh haliyle bir adım daha ileri gidip, Marksizmin yani dünyayı değiştirme iradesinin hakim olacağı günler için fikri ve örgütsel tahkimat yapma gereğinden yola çıkabiliriz.
İşte, “Praksis dergisi'' son sayısını (Kış 2005) “Çağdaş Marksist Akımlar”a ayırarak önemli bir hizmet yapıyor. Dergi, Marksizmin güncelliğini koruduğu vurgusuyla işi ciddiye almış, üç önemli Marksist kuramcıyı, Michael Lebowitz’i, Michael Löwy’i, Joel Kovel’i ilk kez Praksis’te yer alacak birer yazı kaleme almaları için ikna etmiş. Dergideki ilk makalede Alex Callinicos 30’lardan başlayarak Anglo-Sakson Marksizmine bugüne kadar uzanan keyifli bir resm-i geçit yaptırıyor. Önemli eseri, “Toplumsal Kuram'' İletişim yayınları tarafından Türkçe’ ye kazandırılan Callinicos, 30’lar ve 60’lar gibi Seattle ve Cenova’da başlayan süreci siyasi radikalleşmenin “üçüncü dalgası” olarak nitelendiriyor. Marksist kuram ile anti-kapitalist pratik arası nda verimli bir diyalog kurulmasının ise, ancak akademisyenlerin fildişi kulelerden biraz kafalarını dışarıya uzatabilmeleriyle mümkün olabileceğine inanıyor.
Metin Çulhaoğlu, Sungur Savran ve Galip Yalman’ın, “Batı Marksizmi Üzerine” yuvarlak masası ise, her satırıyla doyurucu. Özellikle Sungur’u günlük polemiklerin ötesinde teorik tartışmalarda izlemek, kendisiyle aynı çatı altında politika yapmaktan kesinlikle daha zevkli.
“Günümüzün emperyalizmi” kavramıyla, klasik emperyalizmle bugün yaşadığımız kapitalist küreselleşme ortamı arasında sürekliliğ e ve ortaya çıkan aşamalara vurgu yapan Aijaz Ahmad röportajını da ilgiyle okuyacaksı nız. En azından Miloşeviç liderliğindeki Sırp milliyetçiliğinin teorik altyapısının, isim benzerliği bulunan Praxis adlı bir dergide kurulduğunu öğrenirken, tartışmacılarla birlikte güleceksiniz.
4. Enternasyonal önderlerinden Michael Löwy’nin alternatif küreselleşme hareketini, “Dayanışma Uygarlığı” şeklinde adlandırması na muhtemelen katılacaksınız. Löwy’e göre, hareketin değerleri: hümanizm, demokrasi, dayanışma ve çeşitliliktir. Löwy çeşitlilik derken yeni dünyanın herkesin tek bir modeli taklit etmek zorunda kaldığı homohen bir dünyanın tam karşıtı olduğunu vurguladı ktan sonra, Zapatistaların, “biz farklı dünyalara yer olan bir dünya istiyoruz” sözünü hatırlatıyor. Herkesi de şarkı söyleyen yarınları beklemeye değil, şimdi ve hemen çalışmaya davet ediyor.
Eğer bu pazarınızı Praksis’e ayırırsanız, simdi Venezuella’da “Bolivarcı devrim” sürecine katılan emekli Amerikalı İktisatçı Michael Lebowitz, Ekososyalist Kovel, ülkemizde değeri ölçüsünde tanınmayan Daniel Bensaid derken zamanın nasıl geçtiğini unutabilirsiniz. Ben de Praksis tarafından bir zamanlar “liberal” olarak yaftalandığımı hatırıma getirmemeye çalışarak bir İstanbul-Ankara gidiş-dönüş otobüs yolculuğuna renk ve boyut kattıkları için yayın kuruluna teşekkür ederim.
|
|
|
Venezuela Praksisi
Haluk Geray
Birgün Gazetesi, 8/6/2006
Yabancı haber ajanslarına bağımlı Türkiye medyasında Latin Amerika'yla ilgili haberler, bu ülkelerde olan bitenle ilgili yeterli bilgileri okurlarına ulaştıramıyor. Birgün gibi bağımsız basın kuruluşları da parasal sorunları nedeniyle aradaki boşluğu dolduramıyor. Bu konuda derli toplu bilgiye sahip olabilmek için Praksis dergisinin son sayısını beklemek gerekiyormuş. Bence Türkiye'de hakemli bilimsel dergiler arasında kalite düzeyi açısından en önde gelenlerinden biri Praksis... Üç ayda bir yayımlanan derginin "Latin Amerika Dersleri: Neoliberalizm, Krizler ve Toplumsal Mücadele" başlıklı sayısı oldukça kaliteli makaleler içeriyor. Dergi yaklaşık 400 sayfa.
Latin Amerika dosyasının açılış yazısı Çiğdem Çidamlı tarafından yazılmış. Latin Amerika'da görülen ve sol yükselişe damgasını vuran yeni toplumsal emek hareketlerinin politik dinamikleri yazının ana sorunsalını oluşturuyor. Çidamlı, 1980'h yılların sonundaki kitlesel yağmalar veya kimlik siyaseti gibi "sınıftan kaçış" tezlerini doğrular gibi gözüken hareketlerin neoliberalizmin işçi sınıfı, küçük köylülük ve yerli komün toplulukları üzerindeki yıkıcı etkisine karşı gelişen ilk sınıfsal tepkileri olduklarını vurguluyor. Yeni toplumsal emek hareketiyse 1990'ların ilk yarısında "doğrudan eylem" stratejisiyle belirli kazanımlar elde etmeye ve yasal sol partilerle ittifak arayışlarına girmeye başlıyor. Yeni toplumsal emek hareketlerinin seçim desteğini arkasına alan sol partilerin, kısa zamanda yeni uluslararası sosyal demokrasi kurma çabalarına dönüştüğünü yazan Çidamlı, bu durumun temel nedeninin, bu hareketlerin neoliberalizm karşıtı isteklerinin yasal sol partilerin iktidara geldikten sonra uzlaşmak zorunda kaldıkları uluslararası düzen arasındaki çelişki olduğuna dikkat çekiyor. Çidamlı'ya göre, "sorunun çözümü" hem sosyal demokrasi hem de postmodern "siyasetten kaçış" kuramlarıyla hesaplaşmaktan geçiyor. • • • Uluslararası basın kuruluşlarının neredeyse bir "asi" gibi sundukları ve sadece ABD Başkanı George Bush'u azarlayan sözlerini yayınladıkları Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'le ilgili Praksis'teki üç yazıysa bu ülkeyi derinlemesine çözümlemeye çalışıyor. Greg Albo'nun Türkiye'deki okurlar için Praksis'e yazdığı yazıda solda geniş bir kesimin "kestirme" değerlendirmeler içinde olduğuna dikkat çekiliyor. Bu eleştiriler, Chavez'i "sosyal demokrat" olmakla suçlamaktan "kontrollü kapitalizmde modernleşme" istemesine kadar uzanıyor. Albo'ya göre bu eleştirilerle ilgili temel sorun, Venezüela'da yaşanan gelişmelerde daha önceki devrimci süreçlerin geleneksel çizgisini bulmaya çalışmaları. Oysa, Chavez'in projesinin sol için öneminin neoliberalizm ve küreselleşme sürecinin yıkımlarına karşı "ne olmak istemediğimiz" sorusunu sormakla yetinmeyip "ne olmak istediğimiz" sorusunu gündeme getirmesinden kaynaklanıyor. Albo bu çerçevede Chavez'in uyguladığı bazı yöntemleri derinlemesine sergiliyor.
Fuat Ercan, Venezüela'yı, geçtiğimiz nisan ayında bu ülkeye yaptığı gezi çerçevesinde incelemeye çalışıyor. Ercan'ın Venezüela'daki uygulamalara yönelik sorgulamasının temelinde, Chavez'in kullandığı politik dilde görülmüş olan "bağımlılık okulu" iktisadının dış dinamiklere yaptığı vurgu geliyor. Bu nedenle de bu tür hareketlerin anti-kapitalist hareketlere dönüşmesinin önünde engel oluşturuyor. Ercan, bu süreçte ortaya çıkan işyerlerinde birlikte yönetim deneyiminin önemli bir uygulama olduğunu da vurguluyor.
Venezüela'yla ilgili üçüncü yazının konusuysa, Ercan'ın dikkat çektiği birlikte yönetim deneyimi. Venezüela'nın başkenti Karakas'ta bağımsız gazeteci olarak çalışan Jonah Gindin, yazısında işçi hareketinin Chavez yanlıları ve Chavez karşıtları olarak ikiye bölündüğüne değiniyor. Venezuela İşçi Konfederasyo- nu'ndan (CTV) ayrılan Chavez yanlısı sendikaların kurduğu Ulusal İşçi Birliği (UNT), Chavez'in yerli "Venezuela malı" sloganında somutlaşan içe dönük kalkınma stratejisinin bir parçası olarak işyerlerinde birlikte yönetime dayanan yeni bir sendikacılık anlayışı geliştiriyor. Gindin, bu süreçte birlikte yönetime ilişkin üç farklı modelin ortaya çıktığını belirtiyor ve bunları okuyuculara aktarıyor.
Derginin bu özel sayısında sadece Venezuela yer almıyor. Çeşitli araştırmacıların başka ülkelere yönelik çözümlemeleri de var. Latin Amerika'da günümüzde yaşanmakta olan süreçleri ve bu süreçlerin başka ülkeleri etkileyebilecek yönlerini öğrenmek isteyenlere Praksis'ı edinmelerini öneririm.
* * *
Çağdaş Marksizm
Hayri Kozanoğlu
Birgün Gazetesi, 28/8/2005
Arada günlük tartışmaların dışına çıkmak, daha doğrusu ötesine geçmekte yarar var. Bu aralar biraz rehavete kapılmış görüntüsü veren “küresel adalet” hareketinin antikapitalist bir yönelime sahip olduğu pekala söylenebilir. Bu hareketin çoğu aktivistinin kapitalizmi alaşağı edip, yerine başka bir düzen getirmeye kararlı olduğu anlamına gelmez elbet. Hala sosyalizmin inandırıcı bir seçenek şeklinde kapitalizmin karşısına dikileceği günlerin uzağında olabiliriz. Ama salt ekolojik kaygıların, tek başına üçüncü dünyanın borçlarına muhalefetin veya kadına yönelik şiddete tepkinin ötesinde yeryüzünde önümüze çıkan adaletsizlikler, haksızlı klar, açmazlıklar arasında bir bağlantı bulunduğu fikri geniş kitleler nezdinde yaygın bir kanaat haline geliyor. Bu iyimser ruh haliyle bir adım daha ileri gidip, Marksizmin yani dünyayı değiştirme iradesinin hakim olacağı günler için fikri ve örgütsel tahkimat yapma gereğinden yola çıkabiliriz.
İşte, “Praksis dergisi'' son sayısını (Kış 2005) “Çağdaş Marksist Akımlar”a ayırarak önemli bir hizmet yapıyor. Dergi, Marksizmin güncelliğini koruduğu vurgusuyla işi ciddiye almış, üç önemli Marksist kuramcıyı, Michael Lebowitz’i, Michael Löwy’i, Joel Kovel’i ilk kez Praksis’te yer alacak birer yazı kaleme almaları için ikna etmiş. Dergideki ilk makalede Alex Callinicos 30’lardan başlayarak Anglo-Sakson Marksizmine bugüne kadar uzanan keyifli bir resm-i geçit yaptırıyor. Önemli eseri, “Toplumsal Kuram'' İletişim yayınları tarafından Türkçe’ ye kazandırılan Callinicos, 30’lar ve 60’lar gibi Seattle ve Cenova’da başlayan süreci siyasi radikalleşmenin “üçüncü dalgası” olarak nitelendiriyor. Marksist kuram ile anti-kapitalist pratik arası nda verimli bir diyalog kurulmasının ise, ancak akademisyenlerin fildişi kulelerden biraz kafalarını dışarıya uzatabilmeleriyle mümkün olabileceğine inanıyor.
Metin Çulhaoğlu, Sungur Savran ve Galip Yalman’ın, “Batı Marksizmi Üzerine” yuvarlak masası ise, her satırıyla doyurucu. Özellikle Sungur’u günlük polemiklerin ötesinde teorik tartışmalarda izlemek, kendisiyle aynı çatı altında politika yapmaktan kesinlikle daha zevkli.
“Günümüzün emperyalizmi” kavramıyla, klasik emperyalizmle bugün yaşadığımız kapitalist küreselleşme ortamı arasında sürekliliğ e ve ortaya çıkan aşamalara vurgu yapan Aijaz Ahmad röportajını da ilgiyle okuyacaksı nız. En azından Miloşeviç liderliğindeki Sırp milliyetçiliğinin teorik altyapısının, isim benzerliği bulunan Praxis adlı bir dergide kurulduğunu öğrenirken, tartışmacılarla birlikte güleceksiniz.
4. Enternasyonal önderlerinden Michael Löwy’nin alternatif küreselleşme hareketini, “Dayanışma Uygarlığı” şeklinde adlandırması na muhtemelen katılacaksınız. Löwy’e göre, hareketin değerleri: hümanizm, demokrasi, dayanışma ve çeşitliliktir. Löwy çeşitlilik derken yeni dünyanın herkesin tek bir modeli taklit etmek zorunda kaldığı homohen bir dünyanın tam karşıtı olduğunu vurguladı ktan sonra, Zapatistaların, “biz farklı dünyalara yer olan bir dünya istiyoruz” sözünü hatırlatıyor. Herkesi de şarkı söyleyen yarınları beklemeye değil, şimdi ve hemen çalışmaya davet ediyor.
Eğer bu pazarınızı Praksis’e ayırırsanız, simdi Venezuella’da “Bolivarcı devrim” sürecine katılan emekli Amerikalı İktisatçı Michael Lebowitz, Ekososyalist Kovel, ülkemizde değeri ölçüsünde tanınmayan Daniel Bensaid derken zamanın nasıl geçtiğini unutabilirsiniz. Ben de Praksis tarafından bir zamanlar “liberal” olarak yaftalandığımı hatırıma getirmemeye çalışarak bir İstanbul-Ankara gidiş-dönüş otobüs yolculuğuna renk ve boyut kattıkları için yayın kuruluna teşekkür ederim. * * *
KÜTAHYALI'YA PRAKSİS BİR CEVAP: MARX AVRUPA DÜŞMANIYDI!
Ali Şimşek
Birgün Gazetesi, 15/5/2009
Hatta sadece orada kalmamış, 15. yüzyıldan itibaren sanatın, sivil toplumun ve demokrasinin en önemli aktörü burjuvaziyi acımasızca ötekileştirmiş, işçi sınıfını o kadar çok önemsemiştir ki burjuvazinin farklılığını, kimliğini bastırmıştır. Bu, uygarlığın merkezi Avrupa’yı olumsuzlayan Doğulu bir gözün Oksidentalist bir bakışın uzantısıdır… Hayda… ?aşırdınız değil mi? Bu cümleler elbette uzatılabilir. Aslında benim yaptığım 90 sonrası retoriği şakayla karışık Marx’a uyarlamak oldu. Çünkü bu repertuvar farklı yönleriyle Marx’a fazlasıyla yöneltiliyordu. 90 sonrası yaygınlaşan post-modernizmin Marx’a yönelttiği ilk suçlama, onun otoriter “jakoben” bir modern olduğu, Avrupamerkezci bir bakışla diğer toplumları küçümsediği, Doğu’ya bakışının Oryantalizm ile belirlendiğiydi. Örneğin Hindistan’da kapitalizmin gelişiminin oradaki uyuşuk yapıyı değiştireceği gibi sözleri Marx’ın Avrupa uygarlığını üstün tuttuğuna dair argümanlar hemen her yeri kaplayacaktır. Marx’tan cımbızlanan cümleler, yazının girişinde parodisini yaptığımız kalıplar içinde çok rahat kullanılır hale gelecektir. Sorunu sadece Doğu-Batı, öteki, kimlik gibi kategoriler içinde gören bu liberal dil açısından baktığımızda o zaman şunu da söylemek mümkün. Acımasızca kapitalizmi eleştiren, burjuvazinin foyasını bazen argoya kaçan bir üslupla eleştiren Marx o zaman Avrupa düşmanıydı… Çok kolay ve saçma bir çıkarsama değil mi? Ama tarihin sonu argümanıyla sarhoş olmuş , sinik bir mantık aynı kolaycılıkla Marx’ tan “ötekini” Doğu’yu aşağılayan birçok yön bulacaktır. Öncelikle Marx sorunu hiçbir zaman Doğu-Batı gibi, 1970’li yıllarda yaygınlaşan kültürelci bir mantıkla çözümlememiştir. Onun öncelikli derdi imsanları öldüren kapitalizmi anlamaya çalışmak ve alternatifini sunmaktı. Bu fazlasıyla ısıtılmış, Marksistler tarafından da cevapları verilmiş anlayış; Türkiye Marksistlerine akıl vermeyi kendine görev bilmiş Taraf gazetesinin bazı yazarları tarafından tekrar önümüze konmaya başlandı. Rasim Ozan Kütahyalı 9 Mayıs tarihli “Liberaller, Sosyalistler ve Modernizm” yazısında, büyük bir cüretle aynı suçlamayı yöneltiyor; yazısını ders verir halde, bunlar bizdeki Marksistler için yeni bilgiler diye bitiriyordu. Kütahyalı’ya gore “modernist inanç ve o inanç dolayısıyla emperyalizmi ve kolonyalizmi onaylama konusunda Karl Marx mesela bir Adam Smith’i fersah fersah “sol”layan bir adamdı... Karl Marx’ın kendisi asla anti- emperyalist değildi... Tam aksine Batı-dışı dünya hakkında Marx ve Engels’in düşünceleri bütünüyle emperyalist nitelikteydi.” Kütahyalı başta Doğu-Batı dergisi gibi dergilerden çöplendiği kulak dolgunlukları ile klasik cüretine devam ediyor. Marx’ın gazete yazılarından cımbızlanmış “tembel Meksikalılar” yargısı onu bir anda emperyalist yapıveriyor; çüş yani! O zaman Avrupa hakkında söyledikleri sert sözleri nasıl yorumlayacağız acaba sayın Küyahyalı? Cevap mı? Hemen yazımızın başında… Ne kadar kolay değil mi? Postmodern repertuvarın yaygınlaştırdığı, hemen her şeyi modernism çerçevesinde gören kolaycılık bilge Kütahyalı’da da var. Buna göre modernizm ilerlemecidir, bilimcidir, ötekini görmez, kimlikleri ve farklılıkları bastırır, cemaatleri ve tikellikleri, otoriter bir bütünlük(ulus gibi) içide görünmez kılar vs vs. Oysa Marx’a baktığımızda şunu da görmek çok zor değil. O aynı zamanda en sert modernizm eleştirisidir; Hegel’e yöneltilen ilerleme eleştirisi ve ekonomi politiğin amentüsü “homo economicus”un Marx tarafından maskesinin düşürülmesi aynı zamanda Aydınlanmanın radikal bir eleştirisidir. Kütahyalı belliki bu okumalara meraklı görünüyor. Ona bir tavsiye de bulunmak gerekecek. Bu ülkede 2001 yılından itibaren 1970 ve 1980 doğumlu (yani sizin kuşaktan) insanlar tarafından çıkartılan, dünyanın en genç Marksist “hakemli” dergilerinden olan, iki sayısı ayağına düşse acıtacak kadar hacimli Praksis adlı bir sosyal bilimler dergisi var. Zahmet edip okursa bu tartışmaların doyurucu cevaplarını bulacak, ve bu ülkedeki Marksistler açısından ısıtılan bu çorbanın yeni bir şey olmadığını görecektir. Seni çok zorlu okumalar bekliyor; kolay gelsin Kütahyalı!
|
|
|